Kutsal Ahit Sandığı Nedir?

Kutsal Ahit Sandığı Nedir? İbrani dilinde “Aron Ha-Kodeş veya Aaron Aberit”, Arapça’da “Tabutü’l- Ahd” denilen Kuran’da ise “Tabut” şeklinde (Bakara, 248) söz edilen sandıktır. Osmanlıca ifade şekli ise “Ahd-i Atik Sandukası” dır.

Kutsal Ahit Sandığı’nın İçinde Neler Var?

İsrailoğulları’nın Mısır’dan çıkışlarından sonra Sina Dağı’nın eteklerinde imal edildiği düşünülen sandukada, Hz. Musa’dan kalan taş levhalar ve Hz. Harun’dan kalan bazı eşyaların iddia edilmiştir.

Taş levhalar, Müslümanların “Şehadet Levhaları” dediği ve “On Emir”i içeren taş yazıtlardır. Hazreti Harun’dan eşyaların ise Hazreti Harun’un asası, bazı elbiseleri ve bir sancaktan ibaret olduğu sanılmaktadır. Sandığın içine sonradan Şeriat Kitabı’nın da eklenmiş olduğu iddia edilmiştir. Daha sonradan sandığın içine; kudret helvası dolu bir testinin de koyulduğu bazı tarihi kayıtlarda ifade edilmektedir ancak bu testi ve içeriğinin özellikleri ve hangi amaçla bu sandığın içine konulduğu bilinmemektedir.

Ancak ilerleyen zamanlarda Hazreti Süleyman tarafından açılan Kutsal Ahit Sandığı’nın içinde sadece iki taş levha bulunduğunun görüldüğü rivayet edilmiştir.

Kutsal Ahit Sandığı Neden ve Nasıl Yapıldı

Kitab-ı Mukaddes’e göre Kutsal Ahit Sandığı’nın yapılması ve yapımında dikkat edilecek detaylar bizzat yani şekli ve ölçüleri bizzat Tanrı tarafından bildirilmiştir. Akasya ağacından yapılması emredilen bu sandığın uzunluğu 2,5 eni ve yüksekliği ise 1,5’ar arşın olacaktır. İçi ve dışı altınla kaplanacak, iki uzun kenarına ikişer altın halka konacak, bunlara akasya ağacından yapılmış ve altınla kaplanmış birer kol takılacaktır. Halis altından ince bir levha ile sandık örtülecek, altından yapılmış kanatlı iki melek tasviri bu kapağın iki tarafında yer alacaktır (bk. Çıkış, 25/10-21). Bu sandığa on emirin yazılı bulunduğu levhalar (şahadet levhaları) konacaktır (bk. Çıkış, 25/16, 21). Ayrıca bir çadır kurulacak, sandık çadırdaki özel yerine konulacak ve bir perde ile saklanacaktır (bk. Çıkış, 26/1-36, 40/3).

Ahid sandığı emredilen şekilde yapılmış (bk. Çıkış, 37/1-9), şahadet levhaları sandığa konmuş (bk. Çıkış, 40/20-21), sandığı bekleme ve koruma görevi de Kohat / Kohen soyundan Levililer’e verilmiştir (bk. Sayılar, 3/29-31).

Kutsal Ahit Sandığının Önemi

Tanrı’nın iki melek arasında oturarak Mûsâ ile konuştuğu kabul edildiğinden (bk. Çıkış, 25/22, 30/6; Sayılar, 7/89; Birinci Samuel, 4/4), ahid sandığı büyük önem taşıyordu. Ona yaklaşmak hem yasaktı, hem de ölümle sonuçlanıyordu (bk. İkinci Samuel, 6/1-11; Birinci Târihler, 13/1-14). İsrâiloğulları Tanrı’nın ve O’nun kudretinin sembolü, Tanrı’nın kendileriyle olan beraberliğinin bir nişanesi şeklinde kabul ettikleri sandığı devamlı surette yanlarında taşımışlar, sıkıntılı anlarında ondan medet ummuşlardır (bk. Sayılar, 10/33-36; Birinci Samuel, 4/3-9).

Kutsal Ahit sandığının yanlarında bulunması İsrâiloğulları’na moral veriyor, bunu uğur sayıyorlar, savaşta cesaretleri ve zafer ümitleri artıyor, ahit sandığı yanlarında oldukça kendilerini güven içinde hissediyorlardı. Buna göre İsrâiloğulları ahid sandığının bir tür ilâhî zuhur ve tecelliyi yansıttığına inanıyorlar; bu inanç onlara güven veriyor, morallerini yükseltiyordu.

Kutsal Ahit Sandığı Nerede

Tarihi kaynaklara göre; Ahid sandığı Hz. Mûsâ’dan sonra Hârûn’un yanında kalmış, daha sonra gelenler de onu korumuş, bir ara Filistîler’in eline geçmiş, ancak Tâlût (Saul) zamanında geri alınmıştır.

Yahudi kaynaklarına göre Filistinliler İsrailoğulları’nı yendiklerinde; kutsal sandığı da onlardan almışlar ve gövdesi balık, kafası insan şeklinde tasvir edilen ilahları Dagon’un bulunduğu tapınaklarına götürmüşlerdi. Ahit sandığı burada yedi ay kaldı. Bu esnada Filistinlilerin başına birçok bela ve felaket geldi. Bunları ahit sandığını alıkoymalarına bağladıkları için bir araba hazırladılar; önüne iki sağılan inek koştular. Ahit sandığını bu arabaya yüklediler ve inekleri kendi başlarına bıraktılar. İnekler arabayı İsrâiloğulları’nın memleketine getirdi. Onlar da büyük bir sevinç içinde onu bir eve koydular, oraya bir görevli tayin ettiler (I. Samuel, 5/1-7/2).

Hazreti Davut tarafından sarayda muhafaza edilen sandık, daha sonra Hz. Süleyman tarafından yaptırılan mabede konulmuştur. MÖ. 587 yılına kadar ise  Beytülmakdis’te muhafaza edilmiştir. Aynı yıl içinde Babil İmparatoru Buhtunnesar -Babil’in Asma Bahçeleri’ni yaptıran kral- Kudüs’ü işgal etti ve o tarihten sonra yaklaşık 500 yıl ortadan kaybolan sandukanın, tahrip edilemediği ve onu koruyan Levililer tarafından mabedin altında hazırlanmış gizli bir bölmede saklandığı inancı yayıldı. M.S. 70 yılında ise Roma valisi Titus’un Beytülmakdis’i yıktırdıktan sonra bu yeraltı odasına da ulaştığı ve mabedin kutsal eşyalarıyla birlikte sandukayı da Roma’ya götürdüğü varsayılmaktadır.

Ahd-i Atik Sandukası, M.Ö. 587 yılından bu yana bulunamamıştır. Bununla beraber, Yahudiler sandukanın ancak Mesih’in gelişinden sonra ortaya çıkacağına inandıklarından, tarih boyunca sandukayı arayanlar genellikle Yahudiler değil Hıristiyanlar olmuştur. Mabed Tepesi’nde yapılan ve kaydedilmiş ilk “sanduka kazıları”nı 19. yüzyılda Haçlılar döneminde Tapınak Şövalyeleri yapmıştır.

Tevrat’ta Ahit Sandığı

Taş tabletlerin birisinin Sina dağında Hz. Musa’ya verildiği ve bu taş tabletlerin Horeb dağında sandığa konmuş olduğu Tevrat pasajlarında şöyle bildirilmektedir: “Ve Sina dağında, Musa ile söyleşmeyi bitirince, şahadetin iki levhasını ona verdi.” (Kitabı Mukaddes. Çıkış. Bap. 31)

İsrailoğulları Mısır’dan çıktıkları zaman, Rabbin onlarla ahdettiği Horeb dağında, sandığın içine Musa’nın koymuş olduğu iki levhadan başka içinde bir şey yoktu.” (Kitabı Mukaddes /Tarihler II. Bap5)

Daha sonra bu sandığın Hz. Davud tarafından taşındığı ve Hz. Süleyman tarafından yerine konduğu ise yine Tevrat’ta şu şekilde haber verilmektedir:

“Ve Davud kalktı ve isimle, kerubiler üzerinde oturan ordular Rabbinin ismiyle çağrılan Allah’ın sandığını Baale-Yahudadan çıkarmak için yanındaki bütün kavimle oraya gitti. Ve Allah’ın sandığını yeni bir arabaya koydular ve onu tepede olan Abinadab’ın evinden kaldırdılar; ve Abinadab’ın oğulları Uzza ve Ahyo yeni arabayı sürüyorlardı. Ve Allah’ın sandığı ile beraber onu tepede olan Abinadab’ın evinden kaldırdılar; ve Ahyo sandığın önünde yürüyordu”. (Kitabı Mukaddes / Samuel II. Bap.6)

Kuran’da Kutsal Ahit Sandığı

Kuranı Kerim’de Bakara Suresi 248. ayette Kutsal Ahit Sandığı’ndan şu şekilde söz edilmektedir: “Peygamberleri onlara “Onun hükümdarlığının alameti, içinde rabbinizden bir sekinet, Musu ve Harun ailelerinin bıraktıklarından bir bakiye bulunan ve meleklerin taşıdığı sandığın size gelmesidir” dedi. Gerçekten inanıyorsanız bilin ki bunda sizin için büyük bir işaret vardır.”

Hz. Musa’nın Sandığının Yeri ve Yolculuğu Hakkında Öne Çıkan Görüşler

Kudüs şehri, Hz. Süleyman’ın yaptırmış olduğu mabed ve “Ahit Sandığı” ile anılan bir tarihe sahiptir. M.S. 70 yılında Kudüs’teki tapınağın tahrip edilip yakıldığı ve kutsal eşyaların Roma’ya götürüldüğü, en yaygın olan görüştür. Ancak öne çıkan diğer bir görüş ise, M.Ö. 587 yılından itibaren kayıp olan sandığın Kudüs’te saklandığı ve Romalı veya başka kavimler tarafından tahrip edilmesin diye muhafaza edilmek üzere -Kudüs güvenli görülmeyip- daha kuzeye, yani Şam yakınlarındaki Taberiye’ye, Hatay’a, Mekke’ye götürüldüğüdür.

Hadislerde Kutsal Ahit Sandığı

Ahd-i Atik Sandukası, Kuran’da belirtildiği gibi, Allah’ın “inananlar için bir delili” (Bakara Suresi, 248) olmasından dolayı, uzun yıllardan beri tüm inananlar tarafından bulunmaya çalışılmaktadır.

Kutsal Ahit Sandığı ile ilgili birkaç hadis mevcuttur. Ancak sözü edilen hadisler, geleneksel anlamda sahih sayılan, saygın ve yaygın kaynaklarda mevcut değildir. Bu konudaki birkaç hadis şöyledir:

“Mehdi, Tabut-u Sekine’yi (Kutsal Sandığı) Taberiye gölünden çıkaracak.” (Ikdı’d Dürer, sf.51-a)

Ahir zamanla ilgili geçen başka hadislerde de sandığın yeri ile ilgili olarak başka yer isimleri verilir. Bu yer isimlerinin ayrı ayrı olmaları da kutsal emanetlerin yerinin net olarak bilinmediği ve belki de Hz. Mehdi için özel olarak korunduğu anlamında olabilir.

“Ona Mehdi denilmesinin nedeni, gizli olan bir şeyin yolunu göstermesidir. Antakya denilen bir yerden Tabut’u (Kutsal Emanetler Sandığı’nı) ortaya çıkaracaktır.” (Suyuti, el- Havi li’l Feteva, II. 82)

“Ona Mehdi denilmesinin nedeni, Şam’da bulunan dağlardan birine yönelmesidir. Oradan (gerçek) Tevrat kitaplarını çıkaracak, Yahudilere karşı delil getirecektir.” (Suyuti, el-Havi li’l Feteva, II. 81)

Ahit Sandığı Hatay’da mı İstanbul’da mı

Hadislerde geçen ve “Taberiye gölündedir” şeklinde belirtilen yer İslam alimlerince, bir benzetmeye işaret kabul edilmektedir. Taberiye, Şam’a yakın bir yerdedir ve Şam, ahir zaman hadislerindeki anlatımlarda uzak bir yer, Mekke ve Medine’ye uzak olan anlamını da taşır. Bu benzetme, Taberiye için de söz konusudur. Hatta buradan yola çıkan bazı yorumcu ve araştırmacılar sandığın, Kudüs’te, Mekke’de, Taberiye’de, Hatay’da olabileceğine dikkat çeker ve ek olarak İstanbul’a da işaret ederler.